Yusuf ÖZMERDİVENLİ
Kayseri Lisesi Öğretmenlerinden:
Ahmet Remzi Akyürek
(1289/1872’ - 6 Kasım 1944)
Yusuf Özmerdivenli
Kayseri Lisesi Emekli Müdür Yardımcısı
ve Fizik Öğretmeni
Atalarımız “geçmişi olmayanın geleceği de olmaz “ demişler. Oysa geçmişimizi öğrenmek ve geleceğimizi onun olumlu mirası üzerine kurmak zorundayız. Kendisi vefalı olmayan bir kuşağın, geleceklerden de vefa beklemeye hakkı yoktur. Ulu Önder Atatürk’te “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır” diyerek konunun önemine dikkat çekmiştir.
Türk çocuklarının eğitim-öğretimine emek veren eğitimcileri, uygulayıcıları unutmak, belleklerden silmek, dün vermeye çalıştıkları mesajların bugün de geçerli olduğunu düşünmemek vefasızlık olur. Geçmişle bağ kurmanın önemi büyüktür. Geçmişimizden öğreneceğimiz çok ve değerli şeyler vardır. Ahmet Remzi Akyürek gibi nesli tükenmekte olan eğitimcilere gönül borcumuzu ödemeye çalışarak geçmiş kuşakla, gelecek kuşak arasında bir bağ kurmalıyız. Çok konuşan ama yazmayan, okumayan bir toplumun üyelerinin; birikimlerini, deneyimlerini başkalarına bırakmakta, aktarmakta adeta genetik bir cimrilik taşıdıklarını seziyorum. Ne var ki halk için yapılan hiçbir güzel şey bütünüyle unutturulamaz, unutulmamıştır ve unutulmamalıdır.
Kendisini tanıyan, herkesim takdirini ve sevgisini kazanmış, onurlu, dürüst çalışkan özverili, büyük eğitimci Ahmet Remzi Akyürek’in kalplerde mahfuz bulunan aziz ve mümtaz hatırasını, çok sevdiği ve uğruna cömertçe harcadığı Türk Gençliğinin hafızalarına nakşetmek gayesiyle Kayseri İdadisi’nde de ( Kayseri Lisesi’nde) yıllarca öğretmenlik yapan Ahmet Remzi Akyürek’in samimi bir kadirşinaslık örneği olarak tozlu raflarda unutulmaya yüz tutmuş biyografisini ve eserlerini kısaca tanıtmaya çalışacağız:
Kadim kültür mirasına sahip şehirlerden biri olan Kayseri, bu mirasla yetişen ve devraldığı mirasa kendi değerlerini katarak gelecek nesillere aktaran şahsiyetler yetiştirmiştir. Ahmet Remzi Dede(Akyürek) Kayseri’de dünyaya gelen bu şahsiyetlerden birisidir. Âdeta canlı bir tarih olan hayatı, dünyanın sayılı büyük devletlerinden Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden çekilişine ve Cumhuriyet
Türkiye’sinin ilk 20 yılına tanıklık etmiştir.
Mevlânâ Dergâhı poştnişini Mehmed Said Hemdem Çelebi'nin mürşidi Seyyid Süleyman Türâbî sülâlesinden gelen Kayseri Mevlevîhânesi şeyhi Süleyman Atâullah Efendi'nin oğludur. 1289/1872’de Kayseri Mevlevîhânesi'nde dünyaya geldi. Sıbyan mektebini ve rüşdiyeyi bitirdikten sonra, başta babası olmak üzere, eniştesi Güncizâde Nuh Necati Efendi'den, Müridzâde Ali Efendi'den ve Hisarcıklızâde şair Sâlim Efendi ile şair Sâmi Efendi'den Arapça, Farsça ve edebiyat dersleri aldı. 1892'de İstanbul'a gitti. Divân-ı Muhâsebât'ta çalışırken Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Celâleddin Efendi'ye intisap ederek semâ* çıkarttı. Bir yıl sonra Kayseri'ye dönünce Nâzım Paşa'nın aracılığıyla Kayseri İdâdîsi (Kayseri Lisesi ) ahlâk ve ulûm-ı dîniyye hocalığına tayin edildi. Bir taraftan da çeşitli medreselerde Farsça, Pend-i Attâr, Gülistân, Bostân, Arûz-ı Câmî ve Mesnevî okuttu.
II. Meşrutiyet'in ilânından sonra gittiği Konya'da Abdülhalim Çelebi'nin emriyle Çelebizâdeler'e Mesnevî okuttu. Daha sonra Kütahya Ergûniye Mevlevîhânesi'ne şeyh vekili olarak gönderildi. 1909'da Kastamonu Mevlevîhânesi'ne şeyh oldu. 1913'te Halep Mevlevîhânesi postnişinliğine tayin edildi. I. Dünya Savaşı başlayınca, İstanbul'dan Filistin cephesine hareket eden Mevlevî taburuna gönüllü katılarak taburun başında önce Şam'a, daha sonra Medine'ye gitti. Şam'da kaldığı süre içinde Emeviyye Camii'nde Mesnevî okuttu. 1919'da Halep'in işgali üzerine İstanbul'a döndü ve Üsküdar Mevlevîhânesi'ne şeyh tayin edildi. Aynı zamanda Üsküdar'daki Sultan Mustafa Camii ile Beyazıt Camii'nde Mesnevî okutan Remzi Dede, Meclis-i Meşâyih âzalığı, Medresetü'l-irşâd'da tasavvuf müderrisliği, Üsküdar müfettişliği idaresindeki tekkelere ait işlerle ilgili mecliste de âzalık yaptı. 2 Eylül 1925'te tekkelerin kapatılması üzerine Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi başmemurluğuna tayin edildi. Burada on seneden fazla bir süre kitapları tasnif ve tanzim ederek fihristlerini çıkardı. 1 Şubat 1937'de istifa ederek Ankara'ya gitti. Ankara'da da bir süre Eski Eserler Kütüphanesi'nde müşavir olarak çalıştı. 6 Kasım 1944'te Kayseri'de vefat etti; cenazesi Seyyid Burhâneddin Tirmizî'nin türbesine defnedildi.
Hazîne-i Fünûn (1893-1895), Mahfil (1922), Tarih ve Edebiyat (1922) gibi devrin bazı edebî mecmualarında aruz ve hece vezni ile dinî ve tasavvufî şiirler de yayımlayan Ahmed Remzi Dede, divan şiiri geleneği içinde yetişmiş Mevlevî şairlerin son temsilcilerindendir. Başta Mevlevîlik olmak üzere tasavvufla ilgili pek çok risâle telif ve tercüme etmiş, ayrıca Arapça ve Farsça şiirler yazmıştır. Son devir müelliflerinden Hüseyin Vassâf'ın Ahmed Remzi Dede hakkında Remzinâme adlı yayımlanmamış biyografik mahiyette bir eseri vardır.
Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

